BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ (BDT) NEDİR?

Bilişsel Davranışçı Terapi psikoloji ve psikopatoloji (ruhsal rahatsızlıklar) alanındaki bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilmiş, bilimsel ilkelerin psikoterapi alanına uygulanmasıyla ortaya çıkmış çağdaş bir psikoterapidir. Psikoterapi ruhsal rahatsızlık veya sorunları sözel etkileşim yoluyla (görüşmelerle) çözme tekniğine verilen genel addır. Bilişsel Davranışçı terapi ruhsal rahatsızlıkları açıklarken ve nedenlerini araştırırken psikoloji biliminin verilerine dayanır. Bu rahatsızlıkların çözümünde kullandığı sözel ve davranışsal yöntemler de aynı şekilde bu bilimsel ilkelere ve öğrenme kuramlarına dayalıdır. Ortaya konulan bu tedavi yönteminin etkinliği bilimsel olarak sınanmış ve yüzlerce klinik araştırmayla birçok ruhsal rahatsızlıkta etkili olduğu gösterilmiştir.

Dayandığı temel itibarıyla diğer psikoterapilerden farklı olan bilişsel terapinin tedavi uygulamaları süreç ve içerik olarak yapılandırılmıştır. Öncelikle kişinin güncel sorunlarına odaklanır, süre olarak daha sınırlı, ve daha çok sorun çözme hedeflidir. Bilişsel Davranışçı terapi sadece başvuranların güncel sorunlarını çözmez aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel bir takım beceriler de öğretir. Bu beceriler çarpık düşünceleri saptamak, inançlarını değiştirmek, çevreyle yeni ilişkiler kurmak ve davranış değişikliğidir.

BDT SÜRECİ NASILDIR?

Terapi süreci içinde yürütülecek seanslar başlamadan önce terapistiniz, sürecin daha sağlıklı ve verimli geçmesi adına size o anki durumunuzla ilgili bazı formlar ve psikolojik ölçekler doldurtur. Terapistinizin seans başladıktan sonra ilk yapacağı şey genel olarak o hafta daha öncekilere kıyasla kendinizi nasıl hissettiğinizi sormaktır. Daha sonra o seans için hangi konular üzerinde çalışmayı istediğinizi ve hafta içinde önemli bir olay olup olmadığı saptanarak konular belirlenir. Ardından bir önceki seansla şimdiki seans arasında bağlantı kurmak üzere geçen seansta sizin için önemli olan konunun ne olduğu hafta arasında kendi başınıza ne gibi uygulamalar yaptığınız ve terapiyle ilgili değişmesini istediğiniz bir şey olup olmadığı konuşulur.

Daha sonra terapistinizle o gün için gündeme aldığınız konu ya da konular tartışılarak, sorun çözme ve sorun durumdaki düşünce ve inançlarınızın geçerliliği, tutarlılığı konuşulur. Aynı zamanda bu yolla yeni beceriler öğrenirsiniz.  Seans esnasında öğrendiğiniz şeyleri gelecek olan hafta içinde  en iyi biçimde nasıl kullanacağınızı konuştuktan sonra terapistiniz o günkü görüşmedeki önemli noktaları tekrar özetleyerek sizden geri bildirim ister: yani seansta size yararlı olan herhangi bir şey aldınız mı, faydası olmayan ya da rahatsız eden bir şey oldu mu, terapistin yanlış anladığı bir şey ya da değişmesini istediğiniz bir şey var mı bunları  terapistinize aktarırsınız. Gördüğünüz gibi kognitif terapi hem terapistin hem de danışmaya gelen kişinin oldukça aktif oldukları bir terapi türüdür.

PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

Psikanalitik psikoterapide amaç bireyin zor anlamlandırdığı duygularının, tepkilerinin, davranışlarının altında yatan ana nedene ulaşıp bireye farkındalık kazandırmaktır. Geçmişte yaşanan bir olayın, durumun, duygunun günümüze yansımasıyla ilgilenilir ve bu yansımalar fiziksel belirtilerle de ortaya çıkabilmektedir. Terapi süreci uzun ve yoğun olmaktadır. Hem danışanın hem de terapistin çabası ile süreç sonunda daha kaliteli ve yüksek farkındalıklı bir yaşantı hedeflenir. Psikanalitik psikoterapide amaç, ortaya çıkan belirtilerde önemli değişiklikler sağlamak üzere ruhsal yapının kısmen yeniden yapılandırılmasıdır.

EMDR

EMDR NEDİR? EMDR NASIL UYGULANIR?

Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (Eye movement desensitization and reprocessing, kısaca EMDR)

Beynimiz iki yarım küreden oluşur ve farklı farklı işlevleri vardır.

Beynimizin sağ tarafı, yaşanılan bir olayda ortaya çıkan korku, heyecan, endişe, üzüntü, sevinç gibi duygularımızı ortaya çıkartan kortikolimbik sistem dediğimiz bir yapı aracılığıyla meydana gelir. Bu kortikolimbik sistem genel bir ürünü duyguya çevirir yani yaşadığımız duruma uygun bir duyguya çevirir. Mesela bir kaza yapıldığında durumu korkuya çevirmesi gibi. Dolayısıyla sağ yarım küreye duygusal yarımküre diyoruz.

Sol yarım küre ise broadman alanı dediğimiz kısımların içinde olan wernicke ve broca alanlarının da sayesinde yaşanan olayları anlamlandırmamızı, neler olup bittiğini fark etmemizi ve bunu düşünceye iletmemizi sağlar. Mesela ben bir olay yaşadım, bu olayı yaşarken şunları yaptım, şöyle yapsaydım daha iyi olurdu, kar-zarar analizi gibi. Dolayısıyla sol yarımküreye mantıksal yarım küre diyoruz.

Bir de sağ ve sol yarım küreyi birleştiren, köprü görevinde olan corpus callosum denilen bir yapı var. Bu yapı da bir olayın duygu ve mantık dengesini kurmaya çalışır. Çünkü yaşadığımız her olayın aslında bir duygusal bir de mantıksal bir yapısı vardır. Sağlıklı bir sistemde iki tarafın da eşit çalışması gerekir. Örneğin, sınava gireceğiz. Sağ yarım küre duygu olarak kaygıyı tanımlıyorken, sol yarımküre kazanırsam şunları yaparım, kazanamazsam şunları yaparım, kazanamazsam da sınava bir daha hazırlanabilirim vs. gibi düşünceleri tanımlar. Burada mesela sağ taraf baskınsa biz buna sınav kaygısı diyoruz. Dengede ise kazansak da kazanmasak da hayatımıza devam edebiliyoruz gerekirse bir daha hazırlanıyoruz.

Bazı yaşam olayları o kadar yoğun duygu içerir ki, örneğin, biri tarafından saldırıya uğradığımızda çok yoğun korku ve endişe hissederiz. Sağ taraf daha fazla çalışmaya başlar. Beyin nöronları da kas hücreleri gibidir, ne kadar çalışırsa o kadar gelişir. Sürekli sağ pazunuzu çalıştırdığınızı düşünün sağ soldan daha gelişmiş olur. Böylece sağ pazu soldan daha güçlü olmuş oldu. Beyin de tam bu şekilde. Uyarıyı çok fazla verip sağ taraf çok çalıştıysa sol taraf sağ tarafa göre daha geri planda kalmış olacak ve bundan sonra hayatımızda yaşadığımız şeylere sağ yarım kürenin hakimiyeti ile yanıt veriyor olacağız. Yani duygusal yanıt veriyor olacağız. Doğal olarak duygusal yan arttı, mantıksal yan azaldı ve o aradaki bağlantı yani corpus callosum zayıfladı. İşte biz de EMDR terapisiyle corpus callosumu yani iki yarım küre arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, mantıksal yanı devreye sokmayı ve duygusal yanımızı biraz baskılamayı sağlıyoruz. Böylece terazi yeniden dengede kalıyor. Burada da çift yönlü uyaranları kullanıyoruz.

SANAT TERAPİSİ

Sanat terapisi bireylerin hayal dünyasını araç olarak kullanıp bireye iyilik hali yaratmayı hedefleyen bir yöntemdir. Kişilerin günlük streslerini, endişelerini ve atlatmaya çalıştıkları travmatik olayların etkilerini azaltmak üzere geliştirilmiştir. Sanat terapileri; resim, heykel, müzik, hikaye yazma gibi sanatsal aktiviteler sayesinde danışanların, iç dünyalarını ve bilinçaltlarını ifade etmek için kullanılan bir yöntem olarak tanımlanabilir.

Çözüm Odaklı Terapi

Geçmişe değil günümüze ve geleceğe yönelik olan çözüm odaklı terapinin temele aldığı nokta, bireyin halihazırda var olan problem çözme yetenekleridir. Süreç içerisinde kişinin ihtiyaçlarına yönelik düzenlenen seanslarda kişinin güçlü yönleri ve hayatındaki problemlerle başa çıkma konusunda başarısı üzerinde çalışılır. Çözüm odaklı terapi diğer terapi türlerine kıyasla, görece daha kısa sürelidir.

ŞEMA TERAPİ

ŞEMA TERAPİ NEDİR?

Şema Terapi modeli, erken dönem yaşantıların, yetişkinlik dönemindeki yansımalarının keşfedilmesine ve değişimine yönelik kullanılan bir terapi yöntemidir.

ŞEMA TERAPİ UYGULAMA ALANLARI?

Değişime dirençli vakalar,

Kişilik bozuklukları,

Bireysel Terapi,

Grup Terapisi,

Çift terapileri

Diğer psikolojik sorun alanları..